Yazılara Dön

2 dk okuma · 21 Kasım 2020

Kendimi Tanırken Öğrendiklerim

Kendimi Tanırken Öğrendiklerim

Bilgisayar başında saatlerce kod yazdıktan sonra karavanın içine geçip sadece bir ahşap parçasını zımparalamak başlarda bana çok garip geliyordu. Zihnim sürekli bir sonraki adımı, çözülmesi gereken diğer problemleri, yetişmesi gereken işleri düşünüp duruyordu.

Bir dönem Doğu felsefesine, özellikle Zen kültürüne çok kafayı takmıştım. Sri Nisargadatta’nın metinlerinde veya okuduğum diğer felsefi kitaplarda hep aynı şeyin altı çiziliyordu: Sessiz kal ve zihninden geçen düşünceleri, kırmızı ışıkta beklerken önünden geçen arabaları izler gibi izle.

Bunu bilgisayar ekranına bakarken yapmak benim için neredeyse imkansızdı. Ama ellerim toz içindeyken, sadece o an yaptığım fiziksel işe odaklandığımda zihnimin gerçekten yavaşladığını ve “anda kalabildiğimi” fark ettim.

Aslında sistem çok basit çalışıyor. Bedenin bir yeri kanadığında acır ve “beni tedavi et” der. Ruh da aynı mantıkla işliyor; içindeki o nedensiz huzursuzluk, mutsuzluk hissi aslında “bir şeyleri değiştir, içe dön” çağrısı. Uzun bir süre bu huzursuzluğu dışarıdan yeni bilgiler edinerek, daha çok okuyarak, daha çok şey öğrenerek çözebileceğimi sandım. Oysa asıl mesele, insanın kendi zihninin düşünme mekanizmasını dışarıdan bir izleyici gibi gözlemleyebilmesindeymiş.

Buda’ya atfedilen çok sevdiğim bir benzetme vardır: Bir çiçekten hoşlanırsan onu koparırsın ama bir çiçeği gerçekten seversen, onu her gün sularsın. Gerçekten sevdiğim şeylerin (bu aylarca süren bir karavan inşası da olsa, yeni bir yazılım projesi veya köpeğim de olsa) üzerine titremenin, onları tüketmek yerine her gün yavaş yavaş beslemenin bana çok daha iyi geldiğini gördüm.

Schopenhauer, insanın kendi yeteneklerini ve sınırlarını çok iyi tanıması gerektiğini, ancak buna uygun bir amaç edinen kişinin mutlu olabileceğini söyler. Kendi mutluluğu için her şeyi ezip geçenlerle, mutluluktan tamamen feragat edenler arasında bir yerde durmaya çalışıyorum ben de.

Kendimi bildiğim, sınırlarımı test ettiğim, dışarıdaki gürültüye kulak tıkayıp kendi atölyemde sessizce üretmeye devam ettiğim o orta noktada. Belki de insanın okuyabileceği en değerli kitap, günün sonunda yine kendisidir.

Bu yazıyı paylaş
TwitterLinkedInFacebook
A

Ali Onur Özdemir

Yazılım Mühendisi

Gündüzleri yazılım, geceleri karavan inşası. 3D baskı, sunucu yönetimi, tiny house ve kendi zihnine dair notlar.